ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    PAPAZDAN FARKIMIZ OLSUN


    PAPAZDAN FARKIMIZ OLSUN

    13/10/2020

    Mahmut Toptaş

    Diyanette müfettiş iken yedek subay olarak askere gider.

    Tayin olduğu ilde ilk işi ev bulmak ve ailesini getirmek olur.

    Şehrin merkezinde “Kiralık” yazan evin sahibini bulur, istediği ücrete itiraz etmeden, pazarlık yapmadan kabul eder, kaparo parasını da öder ve anahtarı alır.

    İlk ziyareti İl müftüsüne olur.

    Müftü selam kelamdan sonra ev durumunu sorar o da evi bulduğunu söyler.

    Bu kadar nasıl kolay bulduğunu sorunca adresi söyler.

    Müftü “Sen ne yaptın? O evi tutan olmadığı için ucuza vermiş. Senin kapının karşı dairede oturan bir kadın kendisini o dairede satıyor. Adresini alıp gelenler, sizin kapıyı da çalacaklar” deyince biraz telaşlanır.

    Şimdi siz burada durun ve siz olsaydınız ne yapardınız?

    Müfettiş, durumu hanımına anlatır ve “Bundan sonra bana yapacağın sevgi ve saygının biraz fazlasını bu kadına yapacaksın ev ben de yapacağım.

    Maaşımız yetmeyebilir, babamdan kalan tarlayı satacağım ve sen bu kadının en çok sevdiği yiyecekleri bir şekilde onun ağzından al ve her gün o yemeklerden yap ve güzel bir dekor içinde o kadına her gün yemek götür” der ve yaparlar.

    Kadın, iki aya kalmaz, eve müşteri almamaya başlar ve yaptıklarına tevbe eder.

    Şehrin müftüsü ile müfettiş aynı okuldan mezun oldular ama aynı olaya bakışları farklı.

    Dini yaşamakla dinin felsefesini yapıp kendi aklına göre dünyayı ve tüm insanlığı kaplayacak şekilde geniş olan dini kendi akıl kalıbına göre kalıplayın insanları o kalıba sığdırmaya çalışması kişinin kendi işini zorlaştırması demektir.

    Kızı on dört yaşında iken bir defa zina eden bir babadan bahsetmiştim. Baba, kızını karşısında alır ve “Kızım, Allah hepimizi afvetsin. Benim bazan yalan söylemem, haram yemem gibi sen de bir günah işledin. Sen benim kızımsın. Bundan sonra bu haram hiç konuşulmayacak” dedi ve işini kolaylaştırdı.

    O kız, büyüdü, kızın durumunu bilen biriyle evlendi, öyle çocuklar yetiştirdiler ki hem iş dünyasında hem İslami hizmetlerinde hem sosyal hayatta parmakla gösterilir hale geldiler.

    Ya o baba evden kovsaydı, öldürseydi, yakalansaydı…..

    Papaz gibi olmayalım.

    Bir şehre ilk defa gelen adam  doğru kiliseye gider, papaza günah çıkartmak istediğini söyler. Papaz günahını sorar. Adam zina suçu işlediğini söyler. Papaz, zina suçunu kiminle işlediğini sorar. Adam söyleyemem der.  Papaz şehirdeki fuhuş yapanların teker teker isimlerini sayar.  Adam – “Hayır söyleyemeyeceğim” der ve  papazdan aldığı isimleri bulmaya gider.

    Kötülüğün adresi verilmez.

    Kötülere kötülük yolu göstermeyiz ama birilerinin aleyhinde konuşurken adres vermiş olabiliriz.

    Yusuf aleyhisselamın kardeşleri, kıskançlıklarından, Yusuf aleyhisselamı yok etmek istiyorlar. Kendi aralarında öldürüp ıssız bir yere atmak veya sapa bir yerde bir su kuyusuna atıvermek arasında tereddüt ederler.

    Rabbimiz bu olayı şöyle haber verir:

    لَقَدْ كَانَ فِي يُوسُفَ وَإِخْوَتِهِ آَيَاتٌ لِلسَّائِلِينَ

    “Muhakkak Yusuf ve kardeşlerin (kıssaların) de soranlar için ib­retler vardır.

    إِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَأَخُوهُ أَحَبُّ إِلَى أَبِينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّ أَبَانَا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

    “Kardeşleri birbirlerine demişlerdi ki: "Yusuf ve kardeşi baba­mıza biz­den daha sevimlidir. Halbuki biz bir topluluğuz. Babamız apaçık bir dalâ­lettedir."

    اقْتُلُوا يُوسُفَ أَوِ اطْرَحُوهُ أَرْضًا يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ أَبِيكُمْ وَتَكُونُوا مِنْ بَعْدِهِ قَوْمًا صَالِحِينَ

     "Yusuf'u öldürün, yahut bir yere atın da baba­nızın yüzü yal­nız size kalsın (sizi sevsin). Bundan sonra (tevbe eder) salihlerden olursunuz."

    قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ لَا تَقْتُلُوا يُوسُفَ وَأَلْقُوهُ فِي غَيَابَةِ الْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ إِنْ كُنْتُمْ فَاعِلِينَ

    “Onlardan bir konuşmacı: "Yusuf'u öldürmeyin O’nu kuyunun dibine atın, gelip geçenlerden biri O’nu alır. Eğer yapacaksanız (böyle yapın)" dedi.

    قَالُوا يَا أَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأْمَنَّا عَلَى يُوسُفَ وَإِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ

    “(Hepsi Ya'kub'un yanına gelerek) "Babamız, Sana ne olu­yor da Yu­suf'u bize güvenmiyorsun? Oysa biz ona nasihat eden­leriz" dedi­ler.

    أَرْسِلْهُ مَعَنَا غَدًا يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

    "Yarın O’nu bizimle beraber gönder. Yesin, oynasın, elbette biz onu koruruz."

    قَالَ إِنِّي لَيَحْزُنُنِي أَنْ تَذْهَبُوا بِهِ وَأَخَافُ أَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَأَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ

    “(Ya'kub): "O’nu götürmeniz beni üzer ve sizin haberiniz yok­ken O’nu kurdun yemesinden korkarım" dedi.” (Yusuf süresi ayet 12/7-13)

    “Onu kurdun yemesinden korkarım” sözü, kardeşlerinin kafasında dank eder ve babalarının inanacağı yalanı keşfederler ve Yusuf aleyhisselamı kuyuya atarlar ama kan sürdükleri gömleğini getirip “Kurt yedi” derler.

    Amerika bize şunu yapar, Rusya bize bunu yapar, Çin bize onu da bunu da yapar, İsrail ise şunları da yapar gibi daha yapmadıkları şeyleri yazmak, konuşmak, önce bizim en çok korktuklarımızı onlara söylemiş oluruz,  sonra onların hatırlarına getirmediklerini de hatırlatmış oluruz.