ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    PAPAZLA HACININ YOLCULU


    Hacı İslamı seviyor ama bilmiyor.

    Papaz, İslamı biliyor ama başka dinden.

    İkisi uzun bir yolculukta otobüste koltuk yoldaşlığı yapıyorlar.

    Uzağı dar, yakını geniş, yamalı yolları ancak sohbet kısaltabilir.

    Canı sıkkın gibi duran adama hacı sorar, adın ne, ne yaparsın?

    Yanındaki adam, papaz olduğunu söyler.

    Hacı, İslam dini hakkında bilgisi olup olmadığını sorar.

    Papazım diyen de en geniş şekliyle hacıyı tatmin edecek cevaplar verir.

    Hacı, Amerikalıların altın madeni bulunca, petrol kuyusundan petrol fışkırınca, Üsame Bin Laden’in öldürüldü haberini duyunca sevindiği gibi sevinir ve bu bilgin papazı Müslüman etmeye karar verir.

    Hacı gönül pazarının bütün ıncığını, boncuğunu papazın önüne serer.

    Otobüs duraklama yerinde yirmi dakika mola verince papazı lokantaya davet eder, papazın siparişlerini karsona söyler, hacı kasada parayı ödedikten sonra seferi namazını kılar ve geri gelir.

    Hacı, çocuğu kaybolmuş ananın yavrusunun gelmesini istediği gibi papazın Müslüman olmasını yürekten istemektedir.

    Kabe’den getirdiği Hacer-ül Esved kokusundan sürer papaza.

    Hazreti Muhammedin merhametinden, hazreti Ömer’in adaletinden bahseder.

    Papaz da hacının söyledikleri güzelliklerin Kur’anda hangi sürede ve hangi ayette olduğunu haber verir hacıya.

    Hacı, oğlunun adının İsa olduğunu, hazreti İsa’ya iman etmeden Müslüman olunamayacağını, Hazreti Muhammed’in geleceğini Hazreti İsa’nın müjdelediğini söyler.

    Papaz da Saf süresinin altıncı ayetini Arapça metniyle okur ve manasını verir.

    Hacı heyecanlanır.

    “Müslüman ol” diyecek ama diyemiyor.

    Kelime-i şehadeti belletmesine gerek yok çünkü papaz biliyor.

    Biliyor da diliyle ikrarı yok.

    Hacı bir de onu sağlarsa gözleri açık gitmeyecek, çoluğuna-çocuğuna, eşine-dostuna anlatacak en değerli işi olacak.

    Papaz, hacının davranışının harf ve cümlelerinden hacının niyetini okumuştur.

    Onu hoşnut edecek sözler söyler.

    Papaz, gönül kapsının penceresinin perdesini bir aralar, bir kapatır.

    Hacının aşkını artırır.

    Gözlerinin sürmesiyle avcıyı kendine aşık eden ceylan gibi, alçaktan uçan ama ele geçmeyen kınalı keklik gibi, mafya babasının avucunda tahsil edilmeyi bekleyen milyon dolarlık çek gibi, sandıktan Milletvekili olmayı bekleyen aday gibi duruyor hacının önünde papaz.

    Yolun sonuna gelindiğinde, sandıktan çıkmayan Milletvekilliği, ele geçmeyen keklik gibi papaz da otobüsten iner ve yolları ayrılır.

    Kucaklaşarak vedalaşırlar.

    Hacı, papazın adresini istemesine rağmen adresi alamaz.

    Bir kaç hafta sonra şehrin Ulu camiinde öğle namazı çıkışında hacıyla papaz, caminin içinde göz göze gelirler.

    Hacı bütün samimiyetiyle yeni kardeşini bağrına basar, alnından öper, “Geleceğin içime doğmuştu” der ve kendine de bir pay çıkarır.

    Adres alınamadan ayrılırlar.

    Ben, “papazım” diyeni tanıyorum.

    Aslında o, medrese ve İlahiyat fakültelerinden beynine tonlarca bilgi dökülmüş ama Müslüman kimliği hep ezilmiş, silinmiş, sindirilmiş bir ilçe Müftüsüdür.

    Türkiye’de Devlet Bakanlığı yapan biri seçim için papazdan dua istemeyi basının önünde yapıyorsa, Diyanet İşleri Başkanından istemiyorsa bu bir silme ve sindirme operasyonudur.

    Aynı üniversiteden mezun iki kızdan açık olanı sekreter, kapalı olanı çaycı veya ambar müdürü yapıyorsa bu bir ezme operasyonudur.

    Hemen hemen her gün şu ayeti okuyunuz ve okutunuz. “Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer mümin iseniz mutlaka en üs¬tün sizsiniz.” (Al-i Imran süresi ayet 139)

    Bu ayetin tefsirini “Şifa Tefsiri” nin cilt 2, sayfa 150 den bir okuyuverin.