ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    PERVASIZ PUTPERESTLER


    Eskiden İslama değil Müslüman’a saldırarak İslamı kötüleme tarafına giderlerdi.

    Son günlerde doğrudan İslama ve Kur’ana saldırılar başladı.

    Herifin biri Allahı inkar edince karşısında oturan adam “Nasıl inkar edersin, Allahın bir olduğuna delilim var” demiş.

    —Delilin nedir? Deyince,

    - Kul hüvallahü ehad/ Deki, Allah birdir” ayetini okumuş.

    İnkarcı herif, “Ben özünü inkar ediyorum, sen sözünü delil getiriyorsun” diye cevap vermiş.

    Toplumun dertleriyle dertlenmeyen insanların derman üretemediği gibi, fildişi kuleden aşağı inmeyenler, hazineden geçinenler, silah veya kalem tetikçiliğiyle yaşam sürdürenler, canları sıkıldığı bir anda Kur’anı Kerimi açıp okumaya başlarlarsa midedeki haramlar, gözlerdeki şarap kızarıklığı doğrulara geçit vermez ve Kur’ani Kerimi de Mekke’de doğup büyüyen bir insanın kitabı olarak algılar.

    Bu algılama bu çağın hastalığı değil.

    Arap dili ve edebiyatı hakkında derin bilgisi olmayan o günkü Mekke halkından da bu hastalığa tutulan olmuş ve “Kendisi uyduruyor” demiş.

    Ama yazdığı şiir, ödül alıp Kâbe duvarına asılan önemli şairler sevgili peygamberimizin ağzından Kur’anı dinleyince “Bu insan sözü olamaz” demişler.

    Bu sözleri söyleyen ünlü edebiyatçıların adını, eserlerini ve kaynaklarını yazabilirim ama “”Ben bu nakilleri kabul etmiyorum” derse hepsi geçersiz olur.

    Öyle ise en kestirme yol, bu gün bile dünyanın bir çok yerinde okunmaya devam eden Bakara süresinin 23 ve 24 üncü ayetlerinde “Eğer ku¬lumuz (Muhammed)'a parça parça indirdiğimiz (Kur'ân)' dan şüphe ediyor¬sa¬nız, haydi onun ben¬zeri bir sûre de siz getirin. Allah'tan başka bütün yar¬dımcıla¬rınızı da çağırın, eğer doğru söylüyorsanız. “Eğer yapamazsanız -ki elbette yapamaya¬caksınız- o halde yakıtı in¬sanlar ve taş¬lar olan ateşten sakının. O (ateş) kâfirler için hazırlan¬mıştır.” Diye meydan okunmakta.

    Buyurun, Birleşmiş Milletlerin bütçesine yeni bir katkı sağlayarak dünyanın her sahada Nobel ödülü almış insanlarını bir araya getiriniz.

    Şu anda yaşayan Arab edebiyatçılarını da çağırınız ve Kur’anın en kısa bir süresinin benzerini yapsınlar da bir görelim.

    Merhum Seyyid Kutup Amerika'ya giderken gemide okuduğu bir hutbeyi dinleyen batılı bir dilcinin Arapça'yı bilmediği halde Kur'an'la sünneti birbirinden yalnız kulak hassasiyeti ile ayırt ettiğini nakleder.

    Yani hutbe okuyan hoca önce Kur’andan ayet okur. Sonra Sevgili peygamberimizden o ayeti açıklayan bir hadis okur.

    Daha sonra o ayet ve hadisi o insanların anlayacağı bir dille anlatır.

    Arapça bilmediği halde Ayet ile hadisin, hadis ile konuşmacının sözünü ayırt eder.

    Bundan bin yıl öncesinin Türk dili ile bu günün Türk dili arasında fark olduğundan farklılığı belli olur denebilir.

    Doğrudur, ancak Sevgili peygamberimizin sözleri ile ona vahiy yoluyla gelen Kur’an ayetlerinin farklılığı nasıl açıklanacak?

    İnsanların yazdığı kitaplarda bazen yüksek hikmetler görülürken ba¬zen gayet basit düşüncelere rastlanır.

    Birinci sahifesi gayet edibane iken diğer sahifelerinde kalite düşer.

    Baştan sona okunsa tezatlarla karşılaşılır.

    İnsanların koyduğu yasalarda çelişkiler vardır.

    Anayasa'yı koyan hukukçular diğer yasaları koyarken Anayasa'ya aykırı olmaması için dikkat etmelerine rağmen bir müddet sonra ceza ya¬sasından bir maddenin Anayasa'ya aykırılığı ortaya koyulur.

    Bu normal¬dir.

    Çünkü insan aklının gücü, görüş alanı sınırlıdır. Yarının ne getirece¬ğini bilemez.

    Allah (c.c.) kitabı Kur'an-ı Kerîm'in nazmında, mânâsında, haberle¬rinde, emir ve yasaklarında, edebiyatında, gramer kaidelerinin uyumlulu¬ğunda bugüne kadar bir eksikliğe, aykırılığa, düzensizliğe, çelişkiye rast¬lanmamıştır.

    Yirmi sene önce yazılmış teknikle ilgili kitaplar bugün değerini yi¬tirdi.

    Filozofların, peygamberlerden aldıkları hikmetlerin dışında bütün fikir¬leri düşüncesizliklerinin belgesi oldu.

    Kur'an-ı Kerîm bin dört yüz seneden beri her çağa her kesime kültür seviyelerine göre bir şeyler vermeye ve her çağda yepyeniliği ortaya çık¬makta.

    İşte böyle bir kitabı yazmanızı istemiyoruz ey kâfirler. Bu kitabın en kısa sûresine benzer bir sûre getirin.

    “Eğer yapamazsanız -ki elbette yapamaya¬caksınız- o halde yakıtı in¬sanlar ve taş¬lar olan ateşten sakının. O (ateş) kâfirler için hazırlan¬mıştır.”

    Rabbimiz bin dört yüz sene öncesinin kâfirlerine “Yapamazsınız” de¬dikten sonra küfür çizgisinde yürüyen bütün kâfirlere kıyamete kadar ge¬leceklerin hepsine birden “Yapamayacaksınız” buyurmaktadır.

    Günümüzde hâlâ Mekkeli müşriklerin söylediğini tekrarlayan yo¬bazlara biz bu ayeti okuyoruz,

    “Buyurun bu kitabın Allah’tan geldiğinde şüpheniz varsa bu teknik ve elektronik çağda iletişim araçlarının hepsini kullanarak bütün bilginlerinizi, elektronik beyinlerinizi bir araya getirin ve Allah'ın kelâmına uygun bir kelâm söyleyin” diyoruz.

    Bu konuda çalışan Arap edipleri, sahte peygamberler, dinime düş¬man kuruluşlar epeyce düzmece sözler söylemişler ama kendileri dahi kendi düzmecelerini beğenmemişler.