ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    SEL, FIRTINA, HEYELAN,


    Sevgili Peygamber şöyle haber verir:

    Yeryüzü yaratılınca melekler sorar:

    ¬– Ya Rab, dağlardan daha güçlüsünü yarattın mı?

    – “Evet, demiri yarattım” der.

    – Demirden daha güçlü bir şey yarattın mı?

    –“Evet, ateşi yarattım” der.

    – Ateşten daha güçlü bir şey yarattın mı?

    – “Evet, suyu yarattım”

    – Sudan daha güçlü bir şey yarattın mı?

    – “Evet, rüzgarı yarattım”

    – Rüzgardan daha güçlü bir şeyi yarattın mı?

    “Evet, sağ eliyle verdiği sadakayı sol elinden gizleyen insanı yarattım” diye cevap verir. (Tirmizi, Ebvab-üt-tefsir, hadis 3366, Ahmet, Müsned, 3/124)

    Sel felaketi karşısında sızlanan insan, kendi gücünün farkında olmayan insandır.

    Dağları delik deşik eden, kalbur ile eleyen, üzerinden yollar, içinden tüneller geçiren makineler demirdendir.

    Demiri eriten, su gibi akıtan, ateştir.

    Ateşler ne kadar büyük olursa olsun onu söndüren de sudur.

    Dünyanın dörtte üçünü kaplayan denizlerin beşiğini sallayıveren, dağ gibi dalgalar meydana getiren, “Kimse bunu batıramaz” denilen Titanik’i karpuz kabuğu gibi salladıktan sonra batırıveren buz ve rüzgardır.

    Rüzgardan daha güçlü olan ise “Sağ eliyle verdiği sadakayı sol elinden gizleyen insan” dır.

    “Sadaka” deyince yalnız dilenciye verilen elli kuruşu hatıra getirmeyiniz.

    Mimar Sinan’ın İkitellideki yaptığı köprü de “Sadaka-i cariyedir” Yani kıyamete kadar sevabı devam edecek hayır demektir.

    O köprüyü görmek için özel bir yolculuk yapınız, gidiniz ve görünüz.

    Bundan birkaç sene önce İkitelli de su baskınları olduğunda televizyon kanalının biri özellikle gösterdi.

    Yol genişletmesi için Mimar Sinan’ın yaptığı köprünün on metre yakınına bir köprü daha yapılmış.

    O su baskınında Sinan’ın yaptığı köprüden geçen sel suyu, yeni yapılan köprüye sığmayınca geri yığılma meydana gelmiş ve hemen arkasında olan Dinç Bilgin’in ATV kanalı ile Sabah gazetesini ve diğer işyerlerini su basmıştı.

    Köprünün biri, çağdaş mimarlarımızın işi, öbürü yaptığı işi “Sadaka-i cariye” niyetiyle yapan Mimarın eseri.

    Ayrıca Mimar Sinan, Kur’anı Kerim okuyor ve oradan Ra’d süresinin 17 inci ayetinden mimari tasarım dersi alıyordu.

    Rabbimiz o ayetinde “Allah gökyüzünden suyu (yağmuru) indirdi de vadiler kendi miktarınca su akıttı” buyurarak vadiler ile yağan yağmur arasında bir oran olduğuna dikkat çekiyor.

    Dünyanın neresine giderseniz gidin. Çayın, derenin, ırmağın, nehrin aktığı yerler akan su ile orantılıdır.

    “Dağına göre duman olur” deriz ya işte öyle.

    Köprü, kanal, dere ıslahı gibi işler yapılırken bu ayet esas alınsa ve işi yapacak kişi, yüz yıllık yağmur yağma cetvellerini kontrol etse, ayette bildirilen su miktarını belirlemiş olur.

    Vadinin etrafındaki dağ, dağın meyli, dağdaki kar oranı, vadinin büyüklüğü veya küçüklüğünü esas alarak köprünün oranını onlara göre yapsa “Sadaka- cariyesini” yapmış olur ve sele, fırtınaya, heyelana, depreme karşı önlemini almış olur.

    Bütün bunları yaparken “Sadaka-i cariye” yapıyorum inancıyla yaptığından ön araştırma masrafından, ehil eleman masrafından, demirden, çimentodan..vs. den kaçmaz.

    Biz, bize can veren, hayat bahşeden ve bir ismi Hayy olan Allah (c.c.) ın “Hayy” hattında yürüyoruz.

    Ana rahminde bize can veren “Hayy” olan Allah’tır.

    Kabre kadar her nefes alışverişimizde, her göz açıp kapamamızda “Hayy” olan Allah’a muhtacız. O “Hayy” olan Allah’ın hayat bulmamız için bize gösterdiği sıratı müstakim=peygamberlerin dosdoğru gittiği “Hayy” hattında bir ömür boyu yolculuk yapacağız.

    Ancak selli dereye, yelli bele ev yapmadığımız gibi fay hattına da ev yapmayız. “Hayy” hattında Peygamberler yolunda yürüyen depreme dayanıklı adamın yaptığı evler, kurduğu şehirler dayanıklı olur.

    Depreme dayanıklı evden önce şan, şöhret, makam, mevki, rütbe, servet, şehvet fırtınalarına karşı dayanıklı adam yetiştirmediğimiz sürece daha çok “Çarşambayı sel aldı” türküsüne devam ederiz.