ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    SEVEN NE YAPMAZ


    SEVEN NE YAPMAZ

    Pervane dediğimiz kelebeklerin geceleyin ışığa koşması gibi, binlerce kilometre uzakta gül mevsiminin geldiğini anlayınca nazik ve narin kanatlarıyla dört bin metre yüksekten uçarak kartallara bile kafa tutarak güle doğru uçan bülbüller gibi, Allah’a hakkıyla iman eden Müslümanlar, Rabbin sayısız nimetleri arasında güzel, temiz ve helal olanlarından yararlanarak Rablerine doğru koşarlar.

    Yemyeşil çayırlar üstünde, bin bir çiçek arasında, sevdiği annesini, babasını veya en sevdiğini görünce ona doğru koşmasından daha fazla aşkla, şevkle koşar Rabbine doğru.

    Nasıl koşulacağını da Rabbimiz bildirmiş.

    Namazımız, zekatımız, sadakalarımız, oruçlarımız, adaletimiz, cihadımız, sadakatimiz, güvenilirliğimiz, haram-helal çizgisini bilmemiz, haddimizi aşmamamız, yalandan, iftiradan, gıybetten, uzak durmamız, kula kul olmaktan kaçınmamız, yalnız Allah’a kullukta huzur bulmamız... bütün bunlar koşunun olmazsa olmazıdırlar.

    Bizi Rabbimize yaklaştıran vesilelerimizdirler.

    Peki, onu görmeden ona doru nasıl koşarız?

    Görmediğimizi nasıl severiz?

    Görmeden onu nasıl tanırız?

    Görmediğimizi nasıl överiz?

    Sevgili peygamberimiz,

    تفكروا فى آلاء الله ولا تفكروا فى الله

    “Allah’ın nimetlerini tefekkür ediniz, Allah’ın zatını düşünmeyiniz,” buyurmuş. (Taberan, Evsad, 6/250, Beyhaki, Şuab, 1/136,

    Gördüğümüz, tattığımız, tuttuğumuz, duyduğumuz, kokladığımız her şey bizim yaptığımız ve yarattığımız şeyler değiller.

    Güzelliğine hayran olduğumuzun yaratıcısına ulaşmak bizim hedefimiz.

    Rabbimiz bu isteğimize de cevap veriyor,

    لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ (103)

    “Gözler O’nu göremez; O, gözleri görür. O, Latif (Her şeye nüfuz eden, gözle gö­rülmeyen, in­sanlara lütufda bulunan) dir. Her şeyden ha­berdar­dır.” (Enam süresi ayet 103)

    Sevgili peygamberimiz, Miraçtan döndüğünde Ebu zerr (Allah ondan razı olsun) sormuş, “Rabbini gördün mü?” demiş. Sevgili peygamberimiz,

    عَنْ أَبِي ذَرٍّ قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ هَلْ رَأَيْتَ رَبَّكَ قَالَ نُورٌ أَنَّى أَرَاهُ

     “O bir nurdur nasıl göreyim” diye cevap vermiş.” (Müslim, Sahih, K. İman bab 80, Ahmet, Müsned, Ebu Zerr hadisi)

    Ama yaratılan her şey, bize Allah’ı hatırlatır.

    Şeyh-ül’islâm Yahya efendi:

    "Bir alay olsa güzeller hep teveccüh yâredir.

    Halk-ı âlem birbirine padişahı gösterir” diyor.

    Dünyamızı görmek için yaratılan bu gözler, Allah’ı görmek için yaratılmamıştır.

    Rabbimiz, bize nimet perdelerinin arkasında kendisini görme arzusu ve iştiyakını lütfetmiş, iştiyak kıvılcımlarıyla gönülde meydana gelen yangının insanın can ve teninin her tarafına salgıladığı mutluluk, huzur ve tatmin olmanın adına muhabbetullah diyoruz.

    Seven, sevdiğinin sevgisini yitirmemek için bir dediğini ikiletmez.

    Emrettiklerini severek yerine getirir.

    Ve yasakladıklarından da severek uzaklaşır.