ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    SONBAHAR


    SONBAHAR

    19/11/2020

    Mahmut Toptaş

    Dallarda ağaçların yaprakları sararırken en keyif verici sarı, harmanın ortasında yığılı duran sarı buğdayın çeçinin rengidir.

    Başka zamanlarda sarı renk insanı sızdırsa da mahsulün sarı rengi insanı coşturur.

    Eylül ayı rakımı binin üzerinde olan yerlerde üzümlerin kurutma ayıdır.

    Harmanda buğday sarısı, bağdaki sergide kara üzüm sergisi apayrı huzur verir çiftçiye.

    Ekim ayı, baharda ve yazda alacağı mahsulün ekim ayıdır.

    Kasım ayı, dinlenme ve kış hazırlıklarını yapma ayıdır.

    Yandırmayan sıcaklar terletmez, dondurmayan soğuklar dondurmaz olur sonbaharda.

    Onun için en iyi seyahat ayıdır Eylül, Ekim ve Kasım ayları.

    Köylülerin ve ziraatla uğraşanların yüzünün güldüğü aydır.

    Havada kuşlar göç ederlerken dallardaki yapraklar da katılırlar bu göçe ve geldikleri toprağa havada rüzgar önünde salınarak dönerler.

    Yaprak dalda mı daha huzurluydu toprakta mı?

    Hangisinde kayboluyorsa orasıdır asıl vatan.

    Yaprak bize gideceğimiz ev huzur bulacağımız asıl adresi gösterir sonbaharda.

    Gelecek olan genç yapraklara ve çiçeklere yer açarlar.

    Yer bitkilerinin süsledikleri topraklar renksiz kalmasın diye yeri sarı, kırmızı ve soluk yeşil renklerle süslüyorlar.

    Bize, siz de  kabrinizi amel-i salihle süsleyin” diyorlar.

    Bir yaz mevsimi boyu dalda beraber oldukları çekirdekleri sarmalamak ve kışın donundan korumak için inen yapraklar.

    Baharın serin havalarında büyümüş, yazın kavurucu sıcaklarında olgunlaşmış çekirdek ve çiçeklerin yeniden baharda dirilmek ve de diriltmek için geçici göçleri olabilir.

    Baharda tabiata yeşil halılar seren rabbimiz, sonbaharda sarı, kırmızı ve yeşilin en soluk renklerinden bir halıyla kapayarak dünyamızı güzelleştirir.

    Baharda yavru kuşların uçuşu gibidir, güz mevsiminde yaprakların uçuşması.

    Baharda yavru kuşları uçurma merasimi yapar aynı cinsten kuşlar.

    Sonbaharda dalların, yapraklarını uçurma merasimine sonbahar rüzgarları da katılır ve yapraklar rüzgarların hu hu hu ları  önünde havada uçuşurken toprakta konacakları yeri ararlar.

    Baharda ve yazda masmavi gökyüzü, sonbaharda gri, açık gri, kül rengi gibi genelde gri renklerde, gökkuşağında yedi renk görünürken dört mevsimde bütün renk cümbüşünü gökyüzü sergisinde seyrettiren Rabbimize hamd etmemizi sağlar Rabbimiz.

    Yazın mahsulleri ambarlara dolunca sessiz, sakin, dinlendirici bir hayat yaşamak ister ya insan, işte sonbahar bunu yapar.

    Renkler göz almaz, dallar dikkat çekmez, gökyüzünün griliği denizlere de yansıyınca bahar ve yaz maviliği de soluk maviye geçince insanın kendi içine bakma ve kendini gözden geçirme mevsimi gelir.

    Duvarda duran takvim yaprakları, dallarda nazlı nazlı sallanan ağaç yaprakları gibi düşüyor bizim ömür ağacımızdan günlerimiz.

    Ağaç yapraklarının farkına varırız da kendi günlük yapraklarımızın düşününe dikkat etmeyiz.

    Ömrümüz dört mevsim gibi gelip geçiyor.

    Çocukluğumuz ilkbahar gibi kendine özel tadı, rengi kokusu olduğu gibi gençliğimiz yaz mevsiminde  verimli ağaçların mahsul verdiği yaz gibi, kendimize, ailemize, halkımıza ve tüm insanlığa faydalı olacak ürünlerin verildiği mevsim. Kazanmanın ve dağıtmanın tadını aldığımız mevsim.

    Orta yaş, güz mevsimi gibi yazda verilen mahsullerin korunması, kullanılması, dağıtılması, harcanması gibi hizmetlerle tadı çıkarılacak mevsim.

    İhtiyarlık, dağ başlarına kar düştüğü gibi başımıza beyaz saçların düştüğü, bizi bakırlıktan gümüşlüğe terfi ettirdiği, sobanın veya kaloriferin yakınında oturup kemiklerimize kadar ısınıp iliklerimizin kaynamasından zevk aldığımız ve yavrularımız  ile torunlarımızın gözünde yüce dağlar gibi gösterdiği “acaba ben o dağın tepesine çıkabilecek miyim” dendiği gibi “acaba ben de dedemin yaşına varabilecek miyim” denildiği mevsim.

    Sonbahar, mahsullerin ambarlarda olduğu sıcacık soba veya kaloriferlerin yandığı, dostların sıra ile evlerde sıcacık sohbetler yaptığı günlerdir.

    Bütün bunları evirip-çevirenin kim olduğunu Rabbimiz şöyle haber verir:

    قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ أَمْ مَنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْأَمْرَ فَسَيَقُولُونَ اللَّهُ فَقُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ

    “De ki: "Sizi gökten ve yerden kim rızklandırıyor? Yahut o kulaklar ve gözlerin sahibi kimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarır? İş (ler) i kim düzenliyor?", Allah" diyecekler. De ki: "O halde (Allah’tan) sakınmaz mısınız?"

    فَذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلَّا الضَّلَالُ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ

    İşte gerçek Rabbiniz olan Allah budur. Haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır? Nasıl da döndürülüyorsunuz.” (Yunus süresi ayet 10/31-32)