ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    STOKHOLM SENDROMU MU GU


    İslâm’ın en katı düşmanlarından, Sümame bin Üsale, Beni Hanife kabilesinin ileri gelen cengaverlerinden biridir ve Yemame halkının efendisidir. Her hal ve şartta din düşmanlığını sergileyen bu adam bir gün esir edilir ve Medine’ye getirilir.

    Efendimiz, o esiri Medine mescidinin içindeki direğe bağlamalarını söyler. Efendimiz, mescide geldiğinde onun hatırını sorar ve “Nasılsın?” der. Sümame de, “İyiyim. Eğer beni öldürürsen kan sahibi bir adamı öldürmüş olursun, (yani benim kabilem bunun intikamını senden alır.) Eğer beni serbest bırakarak iyilik yaparsan sana teşekkür edecek birini bırakmış olursun. Eğer mal istiyorsan, iste dilediğin kadarını vereyim” diye cevap verir.

    İkinci gün yine aynı soruyu sorar ve aynı cevabı alır. Üçüncü gün gelince yine aynı soru ve aynı cevap tekrarlanır.

    Peygamber efendimiz “Bunu serbest bırakınız” der. Esirin bağlarını çözerler. O, mescidden dışarı çıkar, bahçe arasına gider. Orada bulduğu bir su ile banyo yapar, geriye mescide gelir ve “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasülühü. Ey Muhammed, bana yer yüzünde senin yüzünden daha sevimsiz, çirkin bir yüz yoktu. Ama şimdi senin yüzünden daha sevimli bir yüz yoktur. Yer yüzünde senin dininden daha kötü bir din yoktu ama şimdi senin dininden daha sevimli bir din yoktur. Senin ülkenden daha sevimsiz bir ülke yoktu, şimdi ise senin ülkenden daha sevimli bir ülke yoktur. Ben Umre yapmak isterken senin atlıların beni yakaladılar. Şimdi ne diyorsun” dedi.

    Allah Rasülü, onu müjdeledi ve Umre yapmasını emretti. Mekke’ye vardığında Mekkeli müşrikler : “Ne o dininden mi döndün?” dediler.

    -Hayır ben, Rasülüllahın yanında Müslüman oldum. Hayır, vallahi, bu günden sonra Allahın Rasülü izin vermeden size Yemame’den bir buğday denesi bile gelemez” diye cevap verdi.

    Buharinin Kİtab-ül Meğazi bab 66, Hadis 4114, Müslim, Kitab-ül Cihad, bab 19, hadis 1764 de rivayet ettiği bu hadisi şeriften anladığımız kadarıyla o günün kafirleri biraz daha onurlu insanlarmış.

    Direğe bağlı olduğu, ölümünü beklediği bir zaman da bile boyun eğmiyor, sonuna kadar direniyor, serbest bırakılınca, şehir dışına çıktıktan sonra gelip Müslüman oluyor.

    Sevgili peygamberimiz de onu Mescide bağlıyor. Müslümanların beş vakitte bir araya geldiklerinde ne yaptıklarını, bir zamanların eli kanlı zalimlerinin nasıl yumuşadıklarını, Müslüman kardeşleriyle nasıl haşır neşir olduklarını görmesini sağlıyor. Onların yanında hiçbir değeri olmayan kölelerin nasıl insanca değer kazandığını, efendimizin onlara, onların efendimize karşı davranışlarını gözetlemesini özetle Müslümanları tanımasını istiyor ve başarılı da oluyor.

    Şu anda Dünya Müslümanlarının en büyük sorunu kendilerini tanıtamama sorunudur.

    Siyaset, medya ve mafya şeytan üçgeninde savaşçılar, barışçı, barışçılar savaşçı olarak tanıtılıyor.

    Teröristler kahraman olarak tanıtılırken, halkının kahramanları terörist olarak tanıtılıyor.

    Amerikanın gelmiş geçmiş en hareketli mafya babası Malkolm x Hıristiyan iken Amerika senatörlerine uyuşturucu ve fuhuş servisi yaparken en saygın adamdı.

    Bir gün yakalanıp hapse düştüğünde Hapishanede Müslümanlarla karşılaşır ve Müslüman olur. Daha sonra her türlü kötü işleri bırakıp İslâmı yaymaya başlayınca C.I.A tarafında vaaz verirken kurşunlanarak öldürülür.

    Malkolm x de Müslümanları tanıdıktan sonra Müslüman olur.

    Batı basınında dünyanın en kötü adamları olarak tanıtılan Taliban hakkında gazetesine haber toplamak ve o canilerin fotografını çekmek için Afganistan’a giden Sunday Express gazetesinin muhabiri bayan Yvonne Ritley, Taliban tarafından esir edilir.

    Hapishanede öyle bir iyi muamele görü ki Londra’ya dönüşünde Müslüman olur ve başını kapatır.

    Tabii batılı sosyologlar hemen “Stokholm sendromu” işkence edene aşık olma sendromu diye işi hafife alacaklardı ki, Amerikanın işkencehanesi olan Guantanamo hapishanesinde işkence etmekle görevli Terry Holdbrooks’un Müslüman olduğu haberi geldi.

    Buna da işkence ettiğine aşık olma veya “Guantanamo sendromu” mu diyecekler?

    “Her Müslüman senin gibi olsa herkes İslâmcı olur” sözünü hepiniz duyuyorsunuz. Ama bazı insanlar, televizyondan verilen sahte şeyhler, din adına para toplayan ikiyüzlü tarikatçılar, her gün ayrı kılıkta görünen hoca müsveddeleri, Kur’an okumasını bilmeyen üfürükçüleri, cincileri gördüklerinden çok iyi niyetlerle İslâm’a düşman olma tarafına gidebiliyorlar.

    Biz, ne yapıp edelim, kendimizi değil, kitabımız olan Kur’an-ı Kerimi tanıtalım ve biz de, o kitaba göre yaşamak için gayret gösterelim.

    Aleyhinde veya lehinde olsa da dünya gündeminde hep İslâm’ın olması bizim için bir şanstır.

    Bu şansı iyi değerlendirelim.

    .