ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    YARANAMAZSINIZ


    Konya İslam Enstitüsünde okurken dersten sonra sınıfın birinde İslam enstitüsü öğrencilerinden dileyenlere Arapça ders verirken akşamları Eğitim Enstitüsü öğrencilerine İlmihal dersleri veriyordum.

    Akşam sohbetlerinden birinde İslama göre haramlar bölümünü okuyorduk.

    Gösteriş meraklısı bir bey, ilk geldiği bu toplantıda “Geç o konuyu sayın hocam, bize tarikattan bahsediver” deyince ben de ona “Haramları öğrenmeden tarikata girmeyi yasaklamış tarikatın kurucuları ve “Şeriatı bilmeden tarikata giren zındık olur” deyivermişler” diye cevap verip okumaya devam etmiştim.

    Aradan yıllar geçti o arkadaş, Holding kurdu ve bir vilayette açılış yaparken şarabın su gibi aktığını açılışa katılan bir öğretim üyesi bana nakletmişti ve ben de bu sütunlardan o günlerde uyarı mahiyetinde yazmıştım.

    Karşı mahalledeki beyaz tenlilere yaranmak için yapılan bu israflar, onların sonlarını getirdi.

    Ele aleme rüsvay oldular.

    Evlerinden çıkamaz hale geldiler.

    Peki, karşı mahallenin beyaz tenlileri şimdi ne yaparlar?

    Politika holdingin yıkımını sağlamak için sabah kahvaltılarında güç kazanmaya çalışıyorlar.

    07/06/2002/Cuma /Milligazete tarihli makalemde şöyle yazmıştım:

    Şeyh Sadi Şirazi anlatıyor: “Bülbül ile kargayı aynı kafese koymuşlar. Bülbülün dili tutulmuş. Karga da ellerini ovuşturmuş, lâ havle çekmiş ve “Ey Allahım, ben ne günah işledim de böyle uğursuz, çirkin, bir yaratıkla aynı yerde kalma cezasına çarptırıldım” demiş.

    Bülbül, kargaya yaranmak için karalar giyinse cıyak cıyak ötse acaba karga bundan hoşlanır mı?

    Tabii olmayan şeyden herkes nefret eder ama işine geldiği, çıkarına hizmet ettiği oranda “Aferin” vererek hizmet ettirir ve sonra atar.

    O da içinden “Enayi, beni kandıracağını zannediyor, viski içmiyorsun, gay değilsin, gaylara ve lezbiyenlere Özgürlükten dem vurursun sonra Kur’andan Lut peygamberin kıssasını okuyarak bana kötü bakarsın ardından da light İslam’dan bahsedersin.

    Domuzu benim yanımda gördüğünde “Ne cici şey” diyorsun ama ondan nefret edip etini yemiyorsun” diyor.

    Sevgili peygamberimiz, alemlere Rahmet peygamberi olduğu halde Medine’deki Münafıklar ve Yahudiler ondan hoşlanmamışlardır. Hiç birimiz Sevgili peygamberimizden daha şefkatli daha merhametli olamayız.

    Buna rağmen Rabbimiz, Medine’deki kafirlerin durumunu bize haber veriyor: “Eğer onlar bir sığınak, mağara veya girecek bir delik bulsalar, oraya çabucak gireceklerdi” diyor. (Tevbe süresi ayet 57)

    Aydınlıkla karanlığı bir odada bulundurmamız mümkin değildir.

    Öyle ise ne yapalım, imansızlarla ilgimizi keselim mi?

    Hayır.

    Kesmemiz de mümkin değil.

    Kesmemiz değil ilişki kurmamız emrediliyor.

    Ancak bu ilişkide doktor kendini hasta yerine koyar, hastadan medet beklemeye kalkarsa hem kendisine hem de hastaya zarar verir.

    Hastasını tedavi eden doktor gibi ilişkide bulunacağız. İnkar mikrobundan arındıracağız ama kendimize mikrop bulaştırmayacağız.

    Müşrikler, Sevgili Peygamberimize gelerek Bir teklifte bulunurlar. “Biz seninle konuşmak isteriz. Ancak şu yanındaki insanları kov” derler.

    Yani bu insan düne kadar bizim kölemizdi. Biz kölelerimizle aynı odada bulunamayız derler.

    Hemen Rabbimizden uyarı gelir:

    “Sakın onları yanından kovma.” (En’am süresi ayet 52) Kehf suresinin 28 nci ayetinde “Gözlerin onlardan kaymasın” buyurulmuş. Yani gözlerin Mekkeli müşriklerin altınları gümüşleri, her türlü servet ve ziynetlerinden zevk almak yerine bu gece gündüz Allah’ın rızasını arayan insanlara bakarak zevklensin.

    Mekke kuşatmasında, Mekke’nin ileri gelenlerinden Ebu Süfyan, Peygamber efendimizle görüşmek için gelir. Efendimizin çadırına girerken yanına Peygamber efendimizin çok sevdiği Aiz b. Amr’ı alır.

    Efendimizin yanına girerlerken “ Ya Rasulallah, Ebu Süfyan la Aiz .b Amr geldi.” Derler. Efendimiz “Aiz b. Amr la Ebu Süfyan geldi” diye uyarır.

    Yani İman etmiş fakir bir mü’min de olsa kafir bir kralın Cumhur başkanının, sultanının, şahın adının önüne alınmasını istedikten sonra : “ İslam yücedir. Üzerine çıkılmaz.” Buyurmuş. (Beyheki, Sünen 6/205, Feth-ul – Bari 3/220. Darakutniden ve Fevaidi Ebi Ya’la dan naklen)

    Hadisler olduğu için Kur’anı gönüllerine göre sürdüremediklerinden hadisleri devreden çıkarmak isteyen biri, bu hadise i’tiraz edebilir.

    O zaman buyursun Bakara suresinin 221 nci ayetini okusun . İmanlı bir kölenin imansız bir kraldan bile olsa daha hayırlı olduğunu, imanlı bir köle kadının imansız kraliçeden daha hayırlı olduğunu ifade eder.

    Bir kısım insanlarımız gözünü Harun ‘a değil Karun’a dikti.

    Ama bilsinler ki başarılı olan Karun değil Harun aleyhisselamdır.









    YARANAMAZSINIZ


    Amerika’da yaşayan bir gayri Müslim Profesörümüz, Türkiye’yi yurt dışında temsil edecekmiş haberi bazılarına “Yüzde doksan sekizi Müslüman olan insanlar arasından bu işi yapacak insan bulunamamış mı?” sorusunu sordurttuğu gibi bazı dostlarım da bana sen bu atamayı yapanları tanır mısın? Diye soruyorlar.

    Ben de cevap olarak “Ben kendimi tanıyamıyorum ki, onları tanıyayım.” Diye cevap veriyorum.

    Ancak 1973 veya 74 yıllarında Fransa’nın Lyon kentinde bizim işlerimizi yürüten gayri Müslim bir fahri konsolos vardı.

    Ben devleti ilk defa İlkokul öğretmenim olarak gördüm.

    İkinci olarak askere çağırdılar devleti orada gördüm.

    Üçüncü olarak da Lyon konsolosluğunda gördüm.

    İlk ikisinden hiçbir şikâyetim yok.

    Öğretmenimi hala seviyor ve telefonla hatırını soruyorum.

    İki sene yani 730 günlük askerliğimi dinime, vatanıma, milletime hizmet yıllarımın en güzel günleri olarak hatırlıyorum.

    Ama bir insanın diğer insana devlet eliyle nasıl işkence edebileceğini Lyon fahri konsolsunda gördüm.

    Konsolosun gayri Müslim olduğunu Tercüman gazetesinin “Anahtar Deliği” köşesinden öğrenmiştik.

    İçerden bilgi sızınca daha sonra Büyük Elçileri öldürme dönemi başladı.

    Peki, bunlar bu atamaları nasıl yapar?

    İnsan kendisini tarif etmeye kalkarsa ya göklere çıkarır veya yerin dibine batırır.

    Genellikle kendimizi beğenmemiz öne çıktığından, hep göklerde dolaştığımızdan yerde sürünen insanları görmezden geliveririz.

    Bulutların altında iken görüştüğü tanıştığı insanlar onun gözünde görünmez olur.

    Bulutların üstünde gezinirken yeni bir sosyete ile karşılaşır.

    Onları tanımadığından onların yaptığı ve söylediği her şey ona enteresan, çekici ve orijinal gelir.

    Bilinmezliğin kendine göre bir çekiciliği vardır.

    Televizyondaki belgesellerde görürüz.

    Çok güzel görüntüsü olan bir çiçeğin aynı zamanda çok çekici bir de kokusu vardır.

    Bazı böcekler, o kokuya göre gelip güzelliği de görünce çiçeğin özüne dalar ve kendisini çiçeğe teslim eder ama çiçek ağzını kapatıverir ve o böceği bünyesinde gıda olarak kullanır.

    Ömrü bülbül yetiştiricisi olan babasının yanında geçen yavrusu bir gün dağda bir karga görse fotoğrafını çekip babasına “İşte en güzel kuş” diye gösterebilir.

    Sağcı zenginlerin çocuklarının çoğunlukla solcu, solcu zenginlerin çocuklarının sağcı olması bu bilinmezliğin cazibesinden kaynaklanır.

    Caminin kapsından bakınca “Mukassi/sıkıcı, bunaltıcı” gördükleri meyhanenin içine dalanlar, damarlarında alkol dolaşmaya başlayınca kusmuklarında bile “Letafet” bulabilirler.

    Sayın Nureddin Sözen döneminde yolsuzluklar ayyuka çıktığında fanatik bir CHP li mali müşavir bana “Hocam, bu hortumcuların hepsi Bedreddin Dalan döneminden kalma sağcılardır.” Demişti.

    MHP li bir Bakanın bakanlığındaki yolsuzluklarda da “O genel müdürün solcu olduğunu nereden bilebilirdim” mazereti vardı.

    Yakınında eski tanıdıklarından biri olmazsa yaptığın yanlışlar kırk yıllık dostlarına ulaşmaz.

    Yanına yanlış adamlar seçersen o da zaten yanlışın içinden geldiğinden senin yaptığın ona göre yanlış değildir.

    Eski dostlarla gizlice, yeni yoldaşlarla basın önünde görüşürsen,

    Sen, eski dostların gözünde göklerde dolaşan bir melek,

    Yeni yoldaşlar,...... olarak görmeye devam eder ederler.