ANA SAYFA



KİTAPLARIM



    Kitap: ESMA
    Bölüm: Esma15
    Kitap Sayfa:
    isimler 12


    El-KEBİR



    "Her şeyden büyük" anlamına gelen "el-Kebir" ismi celili Kur"anı kerimde Rabbimizin ismi olarak 7 defa geçmekte. Kebir, Mütekebbir, Kibriya, Ekber isimleriyle de bize tanıtılan Rabbimizin ilmiyle, kudretiyle, sanatıyla, nimetiyle yaratılmışların hepsinden büyük olduğu çokça vurgulanıyor.

    İlk nazil olan surelerden Müddesir 3 de "Yalnız Rabbini büyükle" ayeti nazil olur.

    Kendini büyük gören şahlar, padişahlar, krallar, cumhurbaşkanları yok olup gittiler.

    Yetim olarak büyüyen, çöl ortasında yokluk içinde Rabbinden başka yardımcısı olmayan Allah Rasulü yalnız Rabbini büyükledi. "Allahü Ekber" En büyük Allah"tır dedi ve kendini büyük sananlar onun karşısında küçülüp yok oldular.

    "En büyük Allah"tır" diyenler kibirlenmezler. Allah"ın yarattığı, gözümüzde en küçük şeyde Rabbin büyüklüğünü görürler. Saçımızın bir telini kopardığımızda onu büyüteçle incelediğimizde zülfün bir telinin binlerce telden meydana geldiğini görürüz.

    Rabbin mülkünde, yeryüzü galerisinde her gördüğümüz, duyduğumuz, tuttuğumuz, kokladığımız ve tattığımız şeylerde Rabbin büyüklüğünü anlarız.



    El-HAFİZ



    "Koruyan ve gözeten" anlamına gelen "El-Hafiz" ismi şerifi Kur"anı kerimde altı defa geçmektedir. "Şüphesiz benim Rabbim her şeyi koruyup gözetendir" (Hud 57) ayetinde her şeyi gözetimi altında koruduğunu bildirir.

    Hayvanların hepsine Rabbimizin verdiği içgüdü ile hangi hayvanın zararlı, hangisinin zararsız olduğunu öğretmiş. Hangi et veya ot zararlı veya zararsız bunları Rabbim onlara öğretmiş. Arıya bal yapmayı, güle çiçek yapmayı öğretmiş. Her hayvanın bünyesine ve karşılaşacağı tehlikelere göre savunma sistemi kuruvermiştir.

    İnsanı ise akıl sistemiyle donatmış. Nuh (s.a.v)a gemi yapmayı öğretmiş, (Hud 37) Davud (s.a.v) harp sanayiini (Enbiya 80) öğretmiş.

    Toplum ve ferdin varlığını ve birliğini bozacak şeyleri Peygamberler vasıtasıyla öğretmiş ve bizim doğuştan getirdiğimiz değerleri korumuş.

    Bindörtyüz yıldır Kur"anını koruyan ve kıyamete kadar da koruyacağını vadeden el-Hafiza iman eden bir mü"min Kur"ana karşı tavır alanların ekonomik, askeri ve siyasi gücünden endişeye kapılmaz. O kendi görevini yapıp yapmadığına bakar ve kendisi için endişe eder.



    El-MUKİT



    "Yarattığının gıdasını veren" anlamına gelen "el-Mukit" ismi cemili Kur"anı kerimde bir defa geçer. "Allah her şeye kadir ve gıda verendir" (Nisa 85) ayetinde bizlerin ekmek için insanlara boyun eğerek zillete düşmememiz için yalnız bizim değil, denizdeki balıkların, havadaki kuşların, karadaki hayvanlarında gıdasını Allah"ın verdiğini haber verir ve ekmek için toprağı ekmek gerektiğine işaret eder.

    "er-Razzak" ismi şerifinin açıklamasında Zuhruf suresinin 32 inci ayetinde rızkın taksimini Allahın yaptığını yazmıştık.

    "Herkese uygun olarak gıdalarını Allah kainatın yaratılışında dört günde takdir etti" (Fussilet 10) ayetinde de herkese uygunluğundan bahsedilmekte. Hamsi balığının gıdasıyla balinanın gıdası, karınca ile filin gıdası hem azlık, hem çokluk yönünden, hemde bünyeye uygunluk yönünden aynı olmadığı açıklanır.

    "İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır" (Necm 39) derken çalışmaya teşvik eder. Ama her çalışanın eşit şekilde kazanmadığı görülmektedir.

    Biz meşruu yollardan gıdamızı aramak için çalışırız. Her halükarda Rabbimizden razıyız.

    Zikrederken Rabbin rızasını arayacağız, fikrederken Rabbin rızasını arayacağız. Boğulmakta olan bir karıncayı kurtarırken Rabbin rızasını isteyeceğiz. Bir hastaya yardım ederken, bir açı doyururken, bir ağaca su verirken Rabbin rızasını isteyeceğiz. Rabbin rızası için yapacağız.

    Rızkımızı kazanırken bu yolda yorulurken ekmek peşinde koşmuyoruz. Çalışmanın, sebeplere sarılmanın ibadet olduğunu bildiğimiz için çalışacağız, çalışırken Rabbin rızasını isteyeceğiz.

    Bize uygun gıdamız bizim gölgemiz gibi bizi takip eder. Gölgenin peşinden gidenler sonuna varamadan öldüler.

    Altıncı, balıkçıya "oltanda ne çıkarsa ağırlığınca altın vereceğim" demiş. Balıkçı bir çekmiş yuvarlar bir halka çıkmış. Teraziye koymuşlar, karşısına bir kilo, on kilo, yüz kilo altın koymuşlar, halka ağır gelmiş.

    Ele alınca elli gram gelmeyen halka altınla tartılırken dükkanın bütün altınlarından ağır gelmiş.

    Hikaye bu ya altıncıların pirine sormuşlar. O da o halkayı terazinin bir kefesine koymuş, öbür kefesine de bir avuç toprak koymuş denge sağlanmış.

    Altıncıların piri: "Bu halka çok hırslı bir adamın göz kemiği. Buna dünyayı verseniz doymaz. Ancak bir avuç toprak doyurur" demiş.

    Midemizi helal ve temiz gıdayla, aklımızı şeriat ve tabiat ilimleriyle, gönlümüzü Allah sevgisiyle gıdalandıralım.